22 Ekim 2013 Salı
Kartepe, Manzara Restaurant'ta Kahvaltı
Sevgili Kartepe,
Diğer İstanbullu şehirdaşlarım gibi, hafta sonu sana kaçtığım, kahvaltı ettiğim oldu birkaç kez. Başka şehirlere gitmeden evvel sana muhakkak uğradım. Hepsinden de memnun kalmıştım. Ama Manzara Restaurant'ta 3 kişiye 109 lirayı vermek içime oturdu, bilesin. Çünkü bence üç kişi böyle kötü bir kahvaltı, kötü bir çay içeceğine (kötü çay yapan yerlerde kahvaltı yapılmaz) 109 lirayı evine kahvaltılık almak için harcamalıdır.
Evet, yerin adı Manzara, belki en güzel şeyi de manzara ama, yemekten mutlu olmamış, üstelik de 2 saat yolculukla oraya ulaşmış bir oburu kurtarır mı? Minicik tabaklar, hiçbir şey taze değil, servis güzel ama yetmez. Zaten köy kahvaltısı dedikleri nedir ki, insanlar köylerde böyle kahvaltı mı ediyor? "Köy kahvaltısı" diyorsan halis tereyağı, halis ayranı, balı, ekmeği masaya koymuyorsan öyle bir iddian olmamalı. 22,5 lira fiyat koymuşsun. Sucuk, kavurma ve mıhlama da aldık diye 109 lira alıyorsun. Alma demiyorum, yine al da, karnımızı doyur öyle al.
Bana borçlusun, bilesin.
İmza: Oburistan sakini
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Sekizkardeşler Pastanesi
Açıkça söyleyeyim: Benim gibi bir tatlı delisini en çok şımartan pastanedir burası. Şubeleşmediği, her ile, ilçeye açılmadığı için gözümde ayrı da bir yeri vardır. (Şubeleşen her yer lezzetinden bir parça yitirmiyor mu?)
Şubesi yok, dediysem yanlış anlaşılmasın. Zeytinburnu'nda üç yeri var sade. Ama hepsi birbiriyle bağlantılı. Birinde istediğim pasta olmazsa diğerinden getirtmelerinden anlıyorum bunu.
Sekizkardeşler, çocukluğumdan beri gittiğim bir yer olduğu için onlara iltimas geçtiğim elbette ki düşünebilir; ama değil. Burası, şu ana kadar yediğim en güzel meyveli pastayı yapıyor. Ortalama fiyatları var; daha pahalı yerlerde de yedim, daha büyüklerde de. Ama yok, hiçbirinde o tadı bulamadım. Sebebi, sanıyorum çok profesyonelleşmemesinde. Tabakları, görünümü, kutuları şık; kastettiğim profesyonellik bu değil, "fabrikasyon" olmaktan, olumsuz tarafından bahsediyorum.
Bu pastada taze meyvenin kokusunu, fındığın lezzetini, kremasının tadını o kadar net alıyorsunuz ki, hiç pasta sevmeyen birinin bile buna dayanabileceğini sanmıyorum. Bunu pasta sevmeyen kişilerde bile denedim. Nitekim İstasyon İnsanı da onlardan biri. Pasta yemezken bir doğum gününde ben bunu alınca rutin olarak gidip ordan pasta yemeye başladı; şimdi bana doğum günlerinde başka pasta aldırmıyor. Pastaları günlük yapılıyor, bunun da etkisi var. Bu pasta, sanki evden birinin yaptığı pasta gibi; fabrikasyon değil de, daha çok bir ev pastası.
Diğer pasta çeşitlerini çok denemedim. Bir tek frambuazlıyı denedim, o da çok güzeldi.
Acıbademi, ekler pastası, limonatası da şahane (İçine elma, nane falan konmuyor, düz limonata). Dondurması Mado'yu aratmaz, üstünde bile. Kavun parçalı kavunlu, badem parçalı bademli dondurması. Topu bir lira üstelik. Ve en sevdiğim, içinde kavrulmuş fıstıklarıyla supangle. Bilindik çeşitler; ama hepsi lezzetli.
Ben burayı neden bu kadar seviyorum, söyleyeyim. Elbette lezzeti büyük etken. Ama tavırlarından ötürü de. Yardımcı olmak için çırpınmaları, sıcaklıkları beni mutlu ediyor. Televizyon açıksa ve bir diziye bakıyorsanız beraber izleyip gülen pastane sahibi her yerde bulunmuyor. Küçük yaşlarda param az diye beni geri çevirmeyip almaları gereken paranın kat kat altında pasta yapmaları da var sonra.
Söz, nişan çikolataları var ve çeşitli şekillerde (fotoğraflı...vs.) pastalar da yapıp evimize gönderiyorlar. Ablama ve İstasyon İnsanı'na yaptırmıştım. (50 cm. kadar, 50 lira fiyatı)
Çok övdüm, biliyorum; beklentinizi yükseltip sizi hayal kırıklığına uğratmayayım.
Bir huyum var. Acıktığımda sade yemek yemek değil isteğim. Yemekten keyif almamışsam hakikaten mutsuz olurum. Hayal kırıklığına uğramayacağımı bildiğim yerleri övmek de gerekir.
Yeri, Zeytinburnu Tren İstasyonu'nun sol tarafında, köşede. Diğer şubesi biraz daha içerde, sorarsanız göndereceklerdir.
Adres-Telefon:
İnternetten baktım, her yerden farklı adres çıkıyor:)
Yenidoğan Mh. 48 Sk. 34020 Zeytinburnu, İstanbul
Telefonu: 0212 510 51 05 (Bu, bahsettiğim şube değil, hiç gitmediğim üçüncü şube)
Nuripaşa Mahallesi 14. Sk-Zeytinburnu
Gökalp Mah Zeytinburnu / İstanbul Yetkili Kişi: Tevfik Bey Telefon: 212 583 57 56
Fiyatlar: Bir dilim pastayı 3,5 liraya yiyebilirsiniz. Kart geçerli. Yazın dışarıya koydukları masalarda da oturabilirsiniz.
2 Şubat 2011 Çarşamba
İbretlik Fotoğraf: Simitçi Tadında
Bunu inanın ki utanarak yazıyorum. Bildiğim bir şey var: Eğer bir kişi yemeyi içmeyi seviyorsa yanındaki sevmemelidir. Ya da en azından birbirini tetiklememelidirler, ahlâklı olmalıdırlar. Yoksa üzülerek söylüyorum ki, bizim gibi olurlar.
Fit görünmek bizim neyimize? Spora gidip saatlerce ter dökmemizin (Hakikaten öyle bir çalışıyoruz ki, yarışmalara falan katılacağız zannedersiniz.) sonucu işte bu fotoğraf. Her spor sonrası.
Bu simitçi çok ilginç. Saat 21.00'den sonra canlı müzik yapılıyor burda. 00.30'a kadar sürüyor. Dedim ya, gerçekten ilginç. Gece vakti olduğu için simitler taze olmuyor haliyle. Tatları da standart, daha iyi simitler de yemiştim. Ama üç dört liraya canlı müzik dinliyorsunuz hemi de simitçide. Yanında beş yüz milyon simitçi olmasına rağmen buraya geldiğimize göre bu bir fark yaratmış demek ki.
Böyle bir seri başlattım. Sizin de ibretlik fotoğraflarınız varsa gönderin bize. Diyet yaparken gizli gizli yedikleriniz, kavitasyon sonrası iskenderler, diyabet hastasıyken yenen pastalar. Dayanamadıklarınız, sizi yenen yemekler:) Çekin fotoğrafını gönderin, bizden sır çıkmaz;) : oburistan@mynet.com
Fotoğraf gönderenlere bir sürprizimiz var bu arada;)
Fit görünmek bizim neyimize? Spora gidip saatlerce ter dökmemizin (Hakikaten öyle bir çalışıyoruz ki, yarışmalara falan katılacağız zannedersiniz.) sonucu işte bu fotoğraf. Her spor sonrası.
Bu simitçi çok ilginç. Saat 21.00'den sonra canlı müzik yapılıyor burda. 00.30'a kadar sürüyor. Dedim ya, gerçekten ilginç. Gece vakti olduğu için simitler taze olmuyor haliyle. Tatları da standart, daha iyi simitler de yemiştim. Ama üç dört liraya canlı müzik dinliyorsunuz hemi de simitçide. Yanında beş yüz milyon simitçi olmasına rağmen buraya geldiğimize göre bu bir fark yaratmış demek ki.
![]() |
| Babası mabası görür diye kızı kapattım:) |
Fotoğraf gönderenlere bir sürprizimiz var bu arada;)
Etiketler:
Geleneksel Tatlar,
İbretlik Köşe,
İstanbul,
Simit,
Zeytinburnu
31 Ocak 2011 Pazartesi
Nev'i Cafe- İkinci Yazı: Kömürde Kahve Hazzı
Size Balat'taki Nev'i Cafe'den bahsetmiştik şu yazıda. Aynı yazıda, buranın kömürde kahvesinin meşhur olduğunu, bir gün de kahve içmeye gideceğimizi de söylemiştim. O tarihten sonra biz buraya beş altı defa gittik, yazıyı yinelemenin vaktidir.
Fakat güzel bir yanı vardı, fonda sürekli çalan enfes Türk Sanat Müziği şarkıları. Eski sayılabilecek kayıtlar. Muazzamdı. Bir ara, elimdeki suyu rakı gibi içtiğim yorumunu aldım, şarkı söylerken kaptırmış gidiyordum:) Böyle huzurlu ve belli bir konsepti olan yerleri bulmak kolay değil.
Diğer Nev'i ise, bence daha güzel. Masasındaki çiçekler, manzarası çok şık.
Benim burayı ikinci kez yazma sebebimse, kahveleri.
Âşığıyım. Türk kahvesi ancak bu kadar güzel yapılabilir.
Ben ki kahveye çok düşkün değilimdir; ama yemek sonrası buranın kahvesini çekiyor canım.
Kahvenin yanında, tıpkı eskilerdeki gibi naneli birer lokum getiriyorlar. Naneye saplanmış kürdanın üstünde nazar boncuğu. Fonda Türk Sanat Müziği.
Bir ritüel. Baştan çıkmamak, keyiflenmemek hakikaten elde değil.
Kömürde çayı da böyle leziz. Ancak yine de kahveye, sunumuna, mekâna veriyorum tüm puanları.
Annem, ablam, İstasyon İnsanı, ben, hepimiz müptelası olduk. Annem burda kahve içtiği gecenin sabahında: "Ya o neydi, canım çekti kahveyi." dedi:)
Tek şikâyetim, kahvenin yanında istediğim kurabiyelere. Hakikaten zorlukla bitirdim, biraz daha lezzetli olabilirdi:(
Üstelik kahve beş lira. (Fiyat listesine diğer yazımızdan ulaşabilirsiniz.)
Bence, gerçekten deneyin. Seviyorum seni Nev'i Cafe:)
Etiketler:
Balat,
Geleneksel Tatlar,
İstanbul,
Kahve Keyfi
29 Ocak 2011 Cumartesi
Hayri Usta Ocakbaşı Salonu-Taksim
![]() |
| Oburistan'ı ayaklarına serdik. |
Son yazıda, "Birkaç gün sonra size daha iyi bir yeri tanıtacağım." demiştim; ama olmadı. Çünkü hâlâ fotoğrafları bana gelmedi. Onu beklemek yerine, başka bir yeri yazayım dedim en sonunda:)
Blogda şöyle salaş sayılabilecek, üstelik de ünlü dürümcülerden hiç bahsetmemişim, hakikaten ayıp bana. Çoğu kişinin bildiği bir yerden başlayalım o zaman: Hayri Usta.
Hayri Usta, benim ilk kez eniştemle gittiğim bir yerdi. Çektiği bir televizyon programından sonra deli gibi acıkan beni buraya götürmüştü eniştem, çok beğenmiştim. Sonra arkadaşlarımla, ailemle defalarca gittim. Pek çok kişiye tanıttım. Hâlâ da Taksim'deysem, canım dürüm çekmişse buraya giderim.Biraz bahsedersem: Bir kere, burası her zaman kalabalıktır; yer bulmanız bir hayli zor olur. İkincisi öyle çok titiz bir yer değildir. Çok salaş da sayılmaz; ama küçük dürümcü dükkânlarından üç dört kademe de yüksektir diyebiliriz.
Benim sevdiğim yönü ise şu: Biliyorsunuz, genelde birkaç kat lavaşın içine az miktarda etle servis ediliyor dürümler. Burada, Antep usülü yapılıyor. Gaziantep'te, Adana kebap parmaklı ekmeğin (fotoğraftaki) içine konur, taze soğanla zenginleştirilir, üstüne de pul biber serpilir. Ekmek lezzetli olduğu için hem ekmeğin tadını alırsınız hem de kalın olmadığı için etin.
Ciğer, tavuk, Adana, Urfa dürüm çeşitleri bulunur. En son mantarla da dürüm yapmaya başlamışlardı. İnternette pek çok çeşit gözüküyor; ama sorduğunuzda size bunları söylerler:)
Ayran açık ve köpüklüdür.Fiyatları uygundur ve her tip insanı görürsünüz burda.
Hem uygun fiyatı hem de dürümü sebebiyle burası zaten yeterince ünlü. Rahat edeceğiniz de bir mekân.
Akşamları, İstiklal Caddesi'nin biraz uzağında olduğu için kapının önünde yemek yemek oldukça keyifli oluyor. Arkasından güzel bir çayla keyfinize keyif de katıyorsunuz.
Buraya Ne Zaman Gidelim? : Canınız dürüm çekti, yüksek fiyatlı yerleri de istemiyorsunuz. Buraya gidin. Ama burda yiyeceğiniz dürüm elbette en iyi dürüm değil, onu da bilin. Ortalamanın az üstü. Öğrenciyseniz zaten burayı biliyorsunuzdur:)
Gitmek isteyenler için: İstiklal Caddesi'nde ilk Ziraat Bankası'nın karşı sokağından girin.
Açık adresi: Çukurlu Çeşme Sok. No: 15 Zarife Restaurant Yanı Katip Mustafa Çelebi Mh. Beyoğlu, İstanbul
Telefon: (0212) 249 31 41
Yemeksepeti'nden de hizmet veriyor.
Etiketler:
Az Buçuk Salaş Yerler,
İstanbul,
Kebap-Dürüm Köşesi,
Taksim
17 Ocak 2011 Pazartesi
Dükkân Burger-Akmerkez
Aslında açken yeni bir yazı girmenin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum:)
Yazdığım yeri gereğinden fazla översem, siz onu makul düzeye çekin, olur mu?
Dükkân Burger'e gideli bir aydan fazla oldu. Ben aylardır İstasyon İnsanı'nın kafasını şişirmekteydim: "Canım hamburger istiyor, Dükkan Burger'e gidelim." Sonunda Akmerkez'de rastlayınca hemen oturduk.
Önce üç mini hamburgerden oluşan "mini burger"den istedik. Bunun içinde, bir tereyağlı hamburger, bir acılı, bir de- dükkân burger var. Tereyağlı hamburgere bayıldık. Acılı da, dükkân burger de fena değildi.
Düveyi (genç sığır) İzmit'teki kendi tesislerinde yetiştiriyorlarmış. Hamburgerin etini eğer aksini belirtmezseniz az pişiriyorlar. Eti yerken lezzetini alıyorsunuz zaten. Ekmeği de özelmiş, kendi mutfaklarında günlük pişiriyorlarmış; ama pek sevdiğimi söyleyemem, bana biraz sert geldi.
Yani kısaca yenebilir. Ama burdaki hamburger 14 lira eder miydi derseniz açıkçası bir düşünürüm. Onun yerine başka yerlere gitmeyi tercih ederim. Hamburgeri çok seviyorum; ama burdaki çok özel bir lezzet vermedi. Üçlü mini hamburger seçeneği de 19,5 liraydı.
Mini hamburger dediğime bakmayın, hamburgerden az küçük. Sonra biz tereyağlı hamburger istedik yine (İçindekinin tereyağı değil de, Becel'in tereyağlı margarini olduğuna eminim). Ben tamamını yemediğim için sorun olmadı. Ama İstasyon İnsanı o gün mahvoldu. Fazla yağ midesini bulandırdı, başı ağrıdı, hakikaten kötü bir akşam geçirdi. Şimdi ona sorsanız bir daha asla oraya gitmez:)
Ben gidebilirim; ama daha iyisini bulursam da tercih etmem.
Yan tarafa koydukları sosların zenginliğine bayıldık ama yine de:)
Bir de... Gizli gizli fotoğraf çekmeye çalışırken görüp el sallayan çocuk, çok sempatikti:) Ona da teşekkür ederiz:)
Cheeseburger'ini de deneyip asıl hükmü o zaman vereceğim. Ben hamburgercileri cheeseburger'ine göre kıyaslıyorum:)
Dükkan Burger'in 13 şubesi var. Biri dışında, 12'si İstanbul'da. Akmerkez'deki şubeleri de yeni açıldı. O sebeple yazının başında gittiğim şubeyi özellikle belirtiyorum; her şubede lezzet değişebilir. Başka bir şubeye gitsem eminim başka şeyler yazardım.
45 liraya daha iyi yemekler yediğimiz bir yeri birkaç gün sonra okuyacaksınız.
11 Kasım 2010 Perşembe
Bugün Kendimi Aştım-Tost Günü
Uzun süredir yazmıyordum ya da yazamıyordum. Ama artık bugün son noktaydı, yazmam gerekiyordu:) Oburlukta son noktadaydım ve noktadaydık; o sebeple bu yazıda bir mekândan değil, birkaç mekândan bahsedeceğim.
Bugün pazar olduğu için gün 12.00'de başladı. Saat 12.30 gibi evde klasik bir kahvaltı yaptım. 15.00 civarı Özge Hanım'la buluştum (Saatleri veriyorum, sıkmasın sizi. Saatlerin önemi olduğundan:)) Karnımız acıkınca(sıradan bir durum) ne yesek diye düşünmeye başladık. Canımız "ıslak hamburger" çekti.
İlk önce Ataköy'dekı Etiler Marmaris Büfe'ye gitmeye karar vermişken, sonra: "Kızılkayalar'a gidelim." dedik.
İçerisi her zamanki gibi kalabalıktı. Saat 17.30 gibi, 4 adet ıslak hamburger, bir kaşarlı et dürüm ve bir kavurmalı kaşarlı tost söyledik. Islak hamburgerler müthişti. Tostun pek bir özelliği yoktu.
Zaten kaşarlı et dürüm kendi tadında, farklılığıyla bildiğimiz ve sevdiğimiz bir lezzet.
Hesap bence gayet iyiydi, dört ıslak hamburger, kavurmalı kaşarlı tost, kaşarlı et dürüm, ayran ve limonataya toplam, 23 lira ödedik. Ticket, Sodexho da geçiyor.
Personel, o kadar kalabalığa ve dapdaracık yere rağmen stressiz, güler yüzlüydü. Personelin hafızasına hayran kaldık:)
Kızılkayalar, sadece Taksimlilerin değil, İstanbul'un her yanından insanın bildiği bir klasik. Lezzeti, ismi gazetelerde de yer almış, defalarca ödül almış bir yer. Üst üste yemek yeseniz de salaşlığını seviyoruz:)
İlk önce Ataköy'dekı Etiler Marmaris Büfe'ye gitmeye karar vermişken, sonra: "Kızılkayalar'a gidelim." dedik.
İçerisi her zamanki gibi kalabalıktı. Saat 17.30 gibi, 4 adet ıslak hamburger, bir kaşarlı et dürüm ve bir kavurmalı kaşarlı tost söyledik. Islak hamburgerler müthişti. Tostun pek bir özelliği yoktu.
Zaten kaşarlı et dürüm kendi tadında, farklılığıyla bildiğimiz ve sevdiğimiz bir lezzet.
Personel, o kadar kalabalığa ve dapdaracık yere rağmen stressiz, güler yüzlüydü. Personelin hafızasına hayran kaldık:)
Kızılkayalar, sadece Taksimlilerin değil, İstanbul'un her yanından insanın bildiği bir klasik. Lezzeti, ismi gazetelerde de yer almış, defalarca ödül almış bir yer. Üst üste yemek yeseniz de salaşlığını seviyoruz:)
Her neyse. Fazla kalabalık olduğundan orada 15 dakika durup hemen çıktık. Ben doymadığım için hemen iki yanındaki Çılgın Dürümcü'ye gittim:) Sucuk döner, yanında biraz acı olsa da limonatayla yemeğe devam ettim. Özge, doyduğu için yiyemeyip sadece hayretle beni izledi:) Bu mekân ferah ve rahattı. Hesap 8.50 lira tuttu.
Saat 18.30'du (Bu arada akşam da spora gideceğiz, ironiye bakın), Özge'nin çay içme isteği ile kendimizi Özsüt'te bulduk. Özge sadece çay aldı; ama ben bir de profiterol söyledim:)))) Profiterol biraz dökülmüş geldi, görüntü olarak pek hoş durduğunu söyleyemem. Özge'nin şaşkın bakışlarıyla onu da yedim. Çikolatalı tatlıları da hiç sevmem;ama hayırdır:) Bu arada Özsüt'ün tomurcuk çayını da çok seviyoruz.
Artık bir şey yemeyiz zannederken saat 21.00'de kendimizi Zeytinburnu'nun en güzel büfesi olan Metin Büfe'de bulduk. Burda suçum yok. Biraz hasta olduğum için C vitamini alayım demiştim:) Büfe sahibine: "C vitaminli ne varsa doldur." dedim. Boyu ne olsun, deyince de, "duble" dedim tabii:)) Bir portakal suyu, bir de karışık meyve suyu aldık.
Burayı çok seviyoruz. O kadar rahat ki, saatlerce oturun, televizyon izleyin; her gün alınan gazetelere göz gezdirin; kimse yanınıza gelmez. Zaten yıllardır var olan bu büfe tostlarıyla da oldukça da meşhurdur. Çeşit bol, fiyatlar uygun ve sahibi de ilgili ve güler yüzlü.
Televizyon izlerken Özge utangaç bir sesle: "Ya bir şey diyeceğim; ben acıktım mı ne?" dedi:) Ben de bu sesi beklermiş gibi, Özge'ye sucuklu-kaşarlı tost, kendime de kavurmalı-pastırmalı tost söyledim. Buranın tostlarını yolunuz düşerse muhakkak denemelisiniz. Sanıyorum ki, hiçbir yerde böyle bol malzemeli bir tost yiyemezsiniz. Metin Büfe, her tost yapan yer gibi ne idüğü belirsiz markalar da kullanmaz, kaliteli ve bilindik markaların malzemesini kullanır. Yanında da Taksim Meyvemix'teki favorimiz, ballı-muzlu sütten de kocaman bir bardak yaptırdım:)
Hatta doymadım, giderken de bir bardak da aldım bu içecekten. Hesap (dört duble meyve suyu, biri atom; iki duble tost, 27 lira tuttu.)
Evde, annem meyve getirince gülmekten öldük tabii:)
Özge de: "Eve gidince anneme tost yaptıracağım" diye dalga geçiyordu:)
Saat 18.30'du (Bu arada akşam da spora gideceğiz, ironiye bakın), Özge'nin çay içme isteği ile kendimizi Özsüt'te bulduk. Özge sadece çay aldı; ama ben bir de profiterol söyledim:)))) Profiterol biraz dökülmüş geldi, görüntü olarak pek hoş durduğunu söyleyemem. Özge'nin şaşkın bakışlarıyla onu da yedim. Çikolatalı tatlıları da hiç sevmem;ama hayırdır:) Bu arada Özsüt'ün tomurcuk çayını da çok seviyoruz.
Artık bir şey yemeyiz zannederken saat 21.00'de kendimizi Zeytinburnu'nun en güzel büfesi olan Metin Büfe'de bulduk. Burda suçum yok. Biraz hasta olduğum için C vitamini alayım demiştim:) Büfe sahibine: "C vitaminli ne varsa doldur." dedim. Boyu ne olsun, deyince de, "duble" dedim tabii:)) Bir portakal suyu, bir de karışık meyve suyu aldık.
Burayı çok seviyoruz. O kadar rahat ki, saatlerce oturun, televizyon izleyin; her gün alınan gazetelere göz gezdirin; kimse yanınıza gelmez. Zaten yıllardır var olan bu büfe tostlarıyla da oldukça da meşhurdur. Çeşit bol, fiyatlar uygun ve sahibi de ilgili ve güler yüzlü.
Televizyon izlerken Özge utangaç bir sesle: "Ya bir şey diyeceğim; ben acıktım mı ne?" dedi:) Ben de bu sesi beklermiş gibi, Özge'ye sucuklu-kaşarlı tost, kendime de kavurmalı-pastırmalı tost söyledim. Buranın tostlarını yolunuz düşerse muhakkak denemelisiniz. Sanıyorum ki, hiçbir yerde böyle bol malzemeli bir tost yiyemezsiniz. Metin Büfe, her tost yapan yer gibi ne idüğü belirsiz markalar da kullanmaz, kaliteli ve bilindik markaların malzemesini kullanır. Yanında da Taksim Meyvemix'teki favorimiz, ballı-muzlu sütten de kocaman bir bardak yaptırdım:)
Hatta doymadım, giderken de bir bardak da aldım bu içecekten. Hesap (dört duble meyve suyu, biri atom; iki duble tost, 27 lira tuttu.)
Evde, annem meyve getirince gülmekten öldük tabii:)
Özge de: "Eve gidince anneme tost yaptıracağım" diye dalga geçiyordu:)
Evet, bugün biraz abarttım:)
29 Ekim 2010 Cuma
Pizza Hut-Hellimli Pizza
Pizza Hut'tan öğrendiğime göre artık o da tarihe karışmış:( Zaten "limitsiz pizza"da bulunmuyor, sipariş ettiğim çoğu zaman da "maalesef yok" diyorlardı. Artık onu evde yapmaktan başka çarem yok:)
Hellim peynirli, sucuklu pizza, oysa sen ne lezzetliydin!
Hellim peynirli, sucuklu pizza, oysa sen ne lezzetliydin!
27 Ekim 2010 Çarşamba
İçecek Dosyası: Ice Tea
Hiçbir yerde Ice Tea bulamayıp firmaya şikâyetini bildiren İstasyon İnsanı ve Pepsi tarafından bana gönderilen iki koli Ice Tea.
Evet, biz soğuk çay hastasıyız:)
Aylar önce blogumuz yokken, reklam amaçlı değil, sadece bizi memnun etmek için gönderilmişti bu koliler. Üstelik görevlendirdikleri bir elemanları neden giderek bu içeceği daha az bulduğumuzu da nezaketle anlatmıştı. Firmaya teşekkür ederim.
Biz de o vakitten sonra hep koliyle aldık Ice Tea'leri zaten:) (Şu anda da evde bir koli var)
Şeftalili ve yeşil çaylı favorim. Yeşil çaylıyı ilk Ağva'da içtiğimiz için bana hep orayı hatırlatır hatta:)
Ice Tea'de gözlediğim, ilk kez içenin pek sevmediği. Birkaç kez içtikten sonra da hastası olduğu:) (Muhakkak kafeinin de etkisi var). Ama o verdiği ferahlık hissi, o birden susuzluğu, sıcaklamayı, iç yanmasını alıp gitmesi yok mu? Tercih edilir kılıyor onu.
Üstelik kola gibi şişkinlik de yaratmıyor.
Ben onu yemeklerin yanında değil, tek başına içmeyi seviyorum.
Ve beni kandırmanın en kolay yolu:)
25 Ekim 2010 Pazartesi
Sokaklarda Kurduğumuz Dandik Sofralar Serisi: Sultanahmet Köftecisi
Bana bir şevk geldi, sürekli yazmak istiyorum:)
Düşündüm: Sürekli lokantaları, pastaneleri yazıyorum. Oysa biz salaşlıktan hoşlanıyoruz. Ayıpçı değiliz, etrafı pek önemsemiyoruz. Bazen, bakıyoruz ki gideceğimiz yer çok kalabalık, hemen yemeğimizi alıp sokaklarda yiyoruz. Bazense, sadece zeytin peynir yemek geliyor içimizden.
Şimdi bazı çokbilmişler, bu tür hareketleri, sokaklarda yemek yiyen insanları "cahil, görgüsüz" sayıyorlar. Bırakın yahu, etrafı kirletmedikleri sürece (ben buna azami dikkat ediyorum mesela) insanlar rahat olsunlar. Sokakta öpüşsünler, yemek yesinler, bağırıp çağırıp şarkı söylesinler, bırakın ya, bir rahat olun.. Hayat, sokaklarda yaşanır. Sokaklarda yaşanan hayattır bir şehrin coşkusunu belirleyen. Bu eleştirileri yapanların, kendilerini kasa kasa hareket etmeyi unutmuş, kural adamı olduklarını düşünüyorum. Bazen ne yalan söyleyeyim, bizlerin salaşlığına özendiklerini de düşünüyorum.
Topuklu ayakkabımla çimlere uzanırım, kahkahalarla simitimi yerim, kimseyi de umursamam.
(Tabii burda, yaz günü iki yeşil görelim, bir çimen kokusu alayım, yürüyüş yapayım diye çıktığım sahil gezilerinde adım başı kurulduğu için bana fenalık veren, havamı engelleyen mangallardan söz etmiyorum yine de)
Bu, yazının başında görmüş olduğunuz fotoğraf da, işte böyle günlerden birinde çekildi. Ramazan'da bir kitap fuarı gezmesi sonrası Sultanahmet Köftecisi'ne gitmeyi düşündük. Biliyorsunuz, iftardan önce burada muazzam bir kuyruk olur, hatta, niye beklediğini anlamadığım o insanların iftardan çok sonra bile yemek yiyebildikleri görülür.
Tamam, oburum falan ama, hayatta ben bir yerde yemek yemek için bir iki saat kuyrukta beklemem, yeni lezzetlere doğru yelken açarım:)
Tam kuyruğu görüp vazgeçtik (Canım da bir köfte çekiyor ki), baktık ki bu sene başlamış bir uygulama olarak , giymişler "Sultanahmet Köftecisi" logolu kıyafetleri üstlerine, kapının önünde "beş" liraya köfte-ekmek satıyorlar.
Biz de bu tezgâhın önüne geldik tabii:)
Sonra ben dedim ki: "Ya, piyazsız olur mu mirim, olmaz bu iş". Bizi içeri yönlendirdiler hemen (Kuyruktaki on yüz bin milyon insana rağmen). Biz de köfte, piyaz, ekmeğimizi alıp- kırk tane büfeden de Ice Tea arayıp bulamayınca kola satın alıp- Sultanahmet Camii'nin önündeki çimlere kurulduk (Ne çimi, o kadar kalabalıktı ki burası da, çim görüntüsü kalmış bir kayalığa oturduk gibi bir şey).
Yanımızda program çekiliyor. Baktım bir adam, elinde kamera, diğerinde mikrofon, röportaj yapmak için bize doğru geliyorlar. Benim de meşhurdur ve alay konusuyum -hiç sevmem ya- kamera da daima beni bulur. "Anaaaaam, dedim, İstasyon İnsanı, ben kafamı gömüyorum!"
Böyle gerginlik dolu anlardan ve İstasyon İnsanı'nın alaylarından sonra neyse ki röportaj yapmaktan kurtulabildim (Kafamı gömdüm, nasıl röportaj yapsınlar ki he he:) ).
En sona da, ödül olarak bize Sultanahmet Camii'nin nefis sesli müezzini ve İstanbul'un her bir yanından insanla iftar sevincini yaşamak kaldı.
Ve duygu yüklü diye olsun diye söylemiyorum, oburca bir yorum olarak, bu köfte, Sultanahmet Köftecisi'nde her zaman yediğim köftelerden bin kat güzeldi!
Köfte: On lira
Sanırım piyaz da öyle.
Ve biliyorsunuz, Sultanahmet Köftecisi'nde kredi kartı geçmiyor.
Yemek yedikten sonra, tezgâhta karpuz dilimleyip satan satıcıdan 3 liraya karpuz alıp meyve kısmını da halletmiş olduk:)
23 Ekim 2010 Cumartesi
Saray Muhallebicisi- İstinye Park
Hakkında fazla uzun yazmak istemiyorum. Çünkü ben bu kadar tahammül edemeyeceğim kadar kötü tatlıya nadiren rastlamışımdır.
Saray Muhallebicisi'nin Taksim'deki şubesinde ne yesem bayıldığım, mekânı çok çok çok sevdiğim için İstinye Park'taki şubesine de tereddütsüz gittik.
Ben her zamanki gibi profiterol istedim. Kazandibinden de bir parça tattım.
Gerçekten çok kötüydü.
Bir kere bayattı. Kazandibi faciaydı.
Garsonlar, oturduktan bir yüzyıl sonra (Zaman çok görecelidir ki ama) gelebildiler.
Hesabı ödemek için bile peşlerinden koşturduk. Hatta bir ara sıkıntıdan oyunlar icat ettik: Hangimizin el sallamasına bakacak, garson hangimize gelirse diğeri ona çay ısmarlayacak, gibi:) İkimizi de görmedi:)
Belki o gün öyle olmuştur, tatlılar her zaman öyle değildir, de diyorum; sonuçta bir kez gittim.
Ama, hiç iyi hatırlamıyorum. Baştan sona kötü yorumlar içeren bu yazıyı da okudukça içim daraldı:)
Gidecekseniz Taksim şubesine gidin, demek isteriz kısaca:)
Onun yazısı da ayrıca yazılacak efem.
Etiketler:
İstinye Park,
Profiterol,
Saray Muhallebicisi,
Taksim,
Tatlı Canavarı
21 Ekim 2010 Perşembe
19 Ekim 2010 Salı
Verirsen Sözü Obura, Çokomel'den Girer Tarihe
Elinde çok fazla fotoğraf olduğu için bir türlü yazı yazamayan, önce nereyi yazacağına bir türlü karar veremeyen bir Yengeç'le karşı karşıyasınız:)
Hakikaten güzel yerlere gitmişiz, gecenin bir yarısı-özellikle de acıkmışken tabii- bunu daha iyi fark ediyorum.
Bu fotoğraf da, bakkalların, marketlerin toptan alışveriş yaptıkları koca bir marketten (Market de denemez ki, bayağı büyük) hatıra. Beni oraya götüren İstasyon İnsanı, bana ne istersem almamı söylerken bu kadar abartacağımı düşünmemişti ;)
Ben, Çokomel'leri çok sevdiğim için bu 40'lı pakete yapıştım hemen; o da ayırmakta başarılı olamayınca mecburen aldık;) İki çeşidi vardı: Muzlu ve çilekli. Benimkisi çilekli olan ve iki gün içinde tüketildi.
Marshmallowsever'iz;) Marshmallow demişken (En kısa zamanda buna Türkçe bir karşılık bulmam lazım, TDK sözlüğünde bulamadım.), marshmallow aslında aşağıda gördüğünüz bitki.
Eskiden marshmallow da bundan yapılıyordu. Sonraları, daha ucuza getirmek için jelatin kullanıldı.
Amerikan filmlerindeki kamp ateşi sahnelerine bundan sonra dikkat etmenizi rica edeceğim; çünkü sosis kızartmıyorlarsa muhtemelen marshmallow kızartıyorlardır;) Kızarınca çok daha lezzetli olduğunu söylüyor bilenler, asıl tadı o zaman alabiliyormuşuz; ama ben hiç denemedim. (En kısa zamanda denenecektir.)
Marshmallow'un pişirmelik halini büyük manavlarda bulabilirsiniz siz de denemek isterseniz. Ben deneyince size de bildireceğim tabii ki;)
Bizatihi, internette de bununla ilgili pek çok video var;)
Marshmallow'un tarihçesine de girdik, hadi hayırlısı:)
Marshmallow sevenler el kaldırsın!
*Marshmallow bitkisinin fotoğrafı, Food-into sitesinden alınmıştır.
15 Ekim 2010 Cuma
Bursa Izgara
Laf kalabalığı yaptığım son yazımda, Bursa Izgara'yı ziyaretimizden(!) bahsedeceğimi söylemiştim;)
İlk kez, yazacağım mekân hakkında bir internet araştırması yapayım dedim ve olumsuz yorumlar gördüm. Oysa, ben tam aksini düşünüyorum; damak tadı denen şey gerçekten çok farklı;)
Bursa Izgara, benim gördüğüm, bir Bakırköy'de, bir de Taksim'de var. Başka şubeleri de varmış. Biz bahsettiğim iki şubeye de gittik. Yorumlarımda farklarını belirteceğim.
Şimdiii, Bursa Izgara'nın Bakırköy şubesinin benim için bir önemi var. Şöyle ki, yıllar yıllar evvel en yakın arkadaşımla Bakırköy'de gezdiğimiz bir gün, yemeği paraya kıyıp burda yemeye karar verdik. Çünkü mekânın fiyatları çok da ucuz değil; e biz de o zaman, dışarda en fazla iki lahmacun yiyebildiğimiz sefil günlerimizdeyiz. Yani, bildiğiniz "paraya kıydık" o zaman;)))
İçeriye girip fiyatları görünce pancarvari kesildiğimiz o günü mutlulukla hatırlarız hep. Çünkü, garsonların hepsi, sanki özellikle seçilmişçesine yakışıklıydı. Düşünün ki, yemek yediğiniz bir yerde, Kargo grubunun Koray'ı gibi dokuz-on yakışıklı geziniyor (İstasyon İnsanı, anlayışına sığınıyorum). Biz cennette gılmanlar eşliğinde köfte yiyormuş gibi keyifle bitirdik yemeğimizi. (Yıllar sonra da aklımda yediğim yemeğe dair hiçbir ayrıntı kalmamış olduğunu, bir tek garsonları kestiğimi fark ediyorum.)
Sonra, aramızda bu mekânın ismi, "Ya bugün, garsonları yakışıklı olan yere gidelim mi?" şeklinde geçti;)
Yıllar yıllar sonra, Bakırköy Ebuzziya'da güzel yemek için pek bir yer olmadığından Bursa Izgara'ya girmeye karar verdik. Karışık Et Special söyledik. Bu karışıkta, alt kat pide, üstte antrikot, pirzola, köfte oluyor. Üstüne de tereyağı gezdiriliyor. O gün, her yerde et yesek de tadını alamayan, yemekten keyif almayı unutmuş iki insan olarak hakikaten "Mmm...Nefis" sesleri eşliğinde yedik yemeği.
2. Sonra biz bu tadı unutamayıp Taksim'deki şubesine gittik. Ancak bir türlü ilgilenmeyen garsonlar, ekmek istememize rağmen getirmeyişleri (Hatta ekmeğin icadından bihabermiş gibi şaşkın bakışları), soğuk gelen yemekle, sükût-ı hayale uğradık.
3. Akıllanıp üçüncü kez Bakırköy'deki şubesine gittik ve ilgili garsonlar, leziz yemekle yine mutlu olduk.
NOTLAR:
*Ben anladım ki, benim buradaki siparişim "Pideli Köfte" olmalı, çok seviyorum.
*Buranın Kemalpaşa'ları Bursa'dan geliyormuş.
*Her malzemeyi şehir dışından getirtiyorlar.
*Temiz, nezih bir yer. Dilerseniz, köfteniz ya da spesiyalinizin altına patlıcan söğürme (N'apayım, biz öyle deriz!) koydurabiliyorsunuz. İstasyon İnsanı seviyor; ama ben koydurmayı tercih etmiyorum.
*Böyle bir yerde, yayık ayranı olmasını isterdim. Muhtemelen hijyen sorunu sebebiyle yapmıyorlardır; ama istiyorum;)
*Her şube iyi olacak diye bir kaide yokmuş!
*Paket servisi de var; ama bence orada yiyin;)
*Ticket, Sodexho geçiyor.
Demem odur ki, biz burayı çok seviyoruz.
Fiyatlar konusuna gelince... "Ucuz" denebilecek bir yer değil. Yemeklerin fiyatı, 16.50 liradan başlıyor. Tatlısı, çorbası, içeceği derken iki kişi 60-70 liraya çıkarsınız. Ama benim gibi, daha çorbada doyuyorsanız sadece yemek alın;)
Bu fiyata değer mi, derseniz, "Evet" derim.
Düzenleme: Yemekten önce gelen biber ezme fotoğrafını ekledim.
İlk kez, yazacağım mekân hakkında bir internet araştırması yapayım dedim ve olumsuz yorumlar gördüm. Oysa, ben tam aksini düşünüyorum; damak tadı denen şey gerçekten çok farklı;)
Bursa Izgara, benim gördüğüm, bir Bakırköy'de, bir de Taksim'de var. Başka şubeleri de varmış. Biz bahsettiğim iki şubeye de gittik. Yorumlarımda farklarını belirteceğim.
Şimdiii, Bursa Izgara'nın Bakırköy şubesinin benim için bir önemi var. Şöyle ki, yıllar yıllar evvel en yakın arkadaşımla Bakırköy'de gezdiğimiz bir gün, yemeği paraya kıyıp burda yemeye karar verdik. Çünkü mekânın fiyatları çok da ucuz değil; e biz de o zaman, dışarda en fazla iki lahmacun yiyebildiğimiz sefil günlerimizdeyiz. Yani, bildiğiniz "paraya kıydık" o zaman;)))
İçeriye girip fiyatları görünce pancarvari kesildiğimiz o günü mutlulukla hatırlarız hep. Çünkü, garsonların hepsi, sanki özellikle seçilmişçesine yakışıklıydı. Düşünün ki, yemek yediğiniz bir yerde, Kargo grubunun Koray'ı gibi dokuz-on yakışıklı geziniyor (İstasyon İnsanı, anlayışına sığınıyorum). Biz cennette gılmanlar eşliğinde köfte yiyormuş gibi keyifle bitirdik yemeğimizi. (Yıllar sonra da aklımda yediğim yemeğe dair hiçbir ayrıntı kalmamış olduğunu, bir tek garsonları kestiğimi fark ediyorum.)
Sonra, aramızda bu mekânın ismi, "Ya bugün, garsonları yakışıklı olan yere gidelim mi?" şeklinde geçti;)
Yıllar yıllar sonra, Bakırköy Ebuzziya'da güzel yemek için pek bir yer olmadığından Bursa Izgara'ya girmeye karar verdik. Karışık Et Special söyledik. Bu karışıkta, alt kat pide, üstte antrikot, pirzola, köfte oluyor. Üstüne de tereyağı gezdiriliyor. O gün, her yerde et yesek de tadını alamayan, yemekten keyif almayı unutmuş iki insan olarak hakikaten "Mmm...Nefis" sesleri eşliğinde yedik yemeği.
Ben, özellikle köftesini çok beğendim. Ufak ufak köfteler, pide ve sosla muazzam bir tada bürünüyor ve tat olarak biraz Sultanahmet Köftecisi'nin köftesine benziyor.
Gıda konusunda uzman olan İstasyon İnsanı da, kaliteli malzeme (baharat...vs.) ve taze et kullandıklarını söyledi.2. Sonra biz bu tadı unutamayıp Taksim'deki şubesine gittik. Ancak bir türlü ilgilenmeyen garsonlar, ekmek istememize rağmen getirmeyişleri (Hatta ekmeğin icadından bihabermiş gibi şaşkın bakışları), soğuk gelen yemekle, sükût-ı hayale uğradık.
3. Akıllanıp üçüncü kez Bakırköy'deki şubesine gittik ve ilgili garsonlar, leziz yemekle yine mutlu olduk.
NOTLAR:
*Ben anladım ki, benim buradaki siparişim "Pideli Köfte" olmalı, çok seviyorum.
*Buranın Kemalpaşa'ları Bursa'dan geliyormuş.
*Her malzemeyi şehir dışından getirtiyorlar.
*Temiz, nezih bir yer. Dilerseniz, köfteniz ya da spesiyalinizin altına patlıcan söğürme (N'apayım, biz öyle deriz!) koydurabiliyorsunuz. İstasyon İnsanı seviyor; ama ben koydurmayı tercih etmiyorum.
*Böyle bir yerde, yayık ayranı olmasını isterdim. Muhtemelen hijyen sorunu sebebiyle yapmıyorlardır; ama istiyorum;)
*Her şube iyi olacak diye bir kaide yokmuş!
*Paket servisi de var; ama bence orada yiyin;)
*Ticket, Sodexho geçiyor.
Demem odur ki, biz burayı çok seviyoruz.
Fiyatlar konusuna gelince... "Ucuz" denebilecek bir yer değil. Yemeklerin fiyatı, 16.50 liradan başlıyor. Tatlısı, çorbası, içeceği derken iki kişi 60-70 liraya çıkarsınız. Ama benim gibi, daha çorbada doyuyorsanız sadece yemek alın;)
Bu fiyata değer mi, derseniz, "Evet" derim.
Düzenleme: Yemekten önce gelen biber ezme fotoğrafını ekledim.
Etiketler:
Bakırköy,
Bursa Izgara,
Geleneksel Tatlar,
Köfte
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















































